Bayağı garip bir yazı olacak.
Boktan bile olabilir. (Hiç boktan yazmazmışım gibi oldu bu cümle bak. Çok boktan oldu)
"Huzursuzluk" denilen hadiseyi çok garip buluyorum. Rahatsız edici bir kere, orada ne olduğunu bilmiyorsun ya hani, özellikle "control freak" tipleri çıldırtabilir.
Bugün bir muabbette söylediğim gibi, göz ucuyla görünen, ama direk olarak bakınca kaçan ışıklara benzetiyorum
Hani bir şey çıksa karşıma, ben ona çözüm bulamasam, çözüm bulamadığımın farkında olsam ama yine de.
Daha rahat olabilirdi, yemin ediyorum.
Ama insan dediğin nasıl baş eder huzursuzlukla?
Yani o donanım herkezde var mı? Doğuştan mı geliyor yoksa sonradan edinilen (süper) bir yetenek mi?
Sonradan edinildiğini varsaysak, mekaniği nasıl bunun?
Çoğu insan (evet o ben oluyorum aynı zamanda) huzursuzluğun nedenini bilse de bilmese de bir çıkış yolu arıyo bundan.
Bu konuda ketum olmak ya da olmamak fazla etki sahibi değil.
Ne kadar ketum olursan ol önemli birisi doğru yerde doğru sözleri söylediğinde direk boşalıyosun. bu boşalmanın niteliği değişiyo sadece.
bazısı patlar, ağlar karşısındakine, bazısı sinirlenir, bazısı da (mesela ben) düşündüğü, çözemediği, çıldırdığı ya da anlamadığı şeyleri sorular halinde kusar, ardından da belirli olmayan cevaplar verir.
Ama bir isyan vardır onun içinde, sordukça anlamazsın, anlamadıkça da gittikçe umutsuzluğa kapılırsın.
Sanki bir proje gibi. Sunum.
Can sıkıntını sunarsın,
Seni anlasın istersin.
Ama o soruları aslında karşındakine sormuyorsun, di mi?
Yani o aslında kendi kendine hep yaptığın şeyi bu kez de yüksek sesle söylemek.
Karşındaki bilsin istiyorsun. Dediğim gibi;
Anlasın seni..
Çok ama çok önem verdiğini ne kadar saklasan da (ego?) bu senin için önemli.
"Pozitif ego" gibi saçma, gri bir kavram ortaya çıkar gibi oluyor. (ve evet, o bile bakınca kaçıyor)
Önemli o an karşındaki (yanındaki?) insanın yaklaşımı, niteliği.
Senin huzursuzluğunu basmakalıp laflara, klişelere boğabilir (ki öyle insanı alev makinasıyla yakmak lazımdır)
Dürüst olup sana yardımcı olamayacağını söyler (ki bu insan candır [o kadar can değildir ama, biraz candır, çünkü tekrar başa dönmeni sağlar, waste of fucking time])
Ya da egosunu uzak tutarak gülümser sana, emir kiplerine dokunmadan yanında olur, söylediğin konusunda fikir vermek değil de, iyi olmanı istemektir yaptığı. sana gerçekten yardımcı olan da bu insandır.
Ve bu insanın en önemli özelliği senin ne istediğini senden daha iyi bilmesidir.
Sen bilmediğinde bile.
Bugün Gönen'le konuşurken farkettim bunu.
"Ben gidiyorum" dediğimde "peki" de diyebilirdi, vedayı ilk ben ettim, gayet normal di mi?
Yalnız kalmak istediğimi düşünüyordum o anda, belki kusucaktım, aptal gibi ağlayabilirdim bile.
Gitmem gerektiğini düşünüyordum gerçekten de o an.
Peki o ne yaptı?
"Gitme" dedi.
2-3 saat daha tuttu beni.
Ve ne oldu biliyo musunuz?
Ben sabaha karşı giderken hiç beklemediğim bir şekilde kendimi daha iyi hissediyordum.
"oha?" dedim içimden.
Benim neye ihtiyacım olduğunu benden daha iyi bilmesini acaip özgürleştirici buldum.
Çünkü yapılabilecek en doğru şeyi yaptı, huzursuzluk üzerine konuşmayı kısa kesti,
ve sonrasında huzur verdi.
Kimse yokken "orda" oldu.
Akıllı insan işidir bu,
tüm minnet duygularını bir kenara bırakınca bile saygıyı hakkeder.
Ben en güncel huzursuzluğumu bu şekilde yaşadım işte. Hala orda, ama en azından bu göt dondurucu sabahta kaldırabileceğim bir seviyede, müteşekkirim ben buna.
Huzursuzluğu gidermekle (şu an) ilgilenmiyorum da,
Sen nasıl yaşıyorsun onu?
Bunu düşünür müsün?
-pause-
.jpg)
1 yorum:
ben huzursuzluğumu seviyorum, çünkü bazı şeylerin yolunda gitmediğini bilmem, onları düzeltmemi sağlıyo zaman zaman.
huzursuzluğumu da kararsızlığımı da seviyorum : )
Yorum Gönder