30 Aralık 2008 Salı

One Republic - Stop and Stare

Acaip ilgimi çekiyor bu parça son zamanlarda. Süper sözler, güzel müzik.. Koymadan edemedim.



Huzursuzluğunu nasıl yaşarsın?



Bayağı garip bir yazı olacak.

Boktan bile olabilir. (Hiç boktan yazmazmışım gibi oldu bu cümle bak. Çok boktan oldu)

"Huzursuzluk" denilen hadiseyi çok garip buluyorum. Rahatsız edici bir kere, orada ne olduğunu bilmiyorsun ya hani, özellikle "control freak" tipleri çıldırtabilir.

Bugün bir muabbette söylediğim gibi, göz ucuyla görünen, ama direk olarak bakınca kaçan ışıklara benzetiyorum

Hani bir şey çıksa karşıma, ben ona çözüm bulamasam, çözüm bulamadığımın farkında olsam ama yine de.

Daha rahat olabilirdi, yemin ediyorum.

Ama insan dediğin nasıl baş eder huzursuzlukla?

Yani o donanım herkezde var mı? Doğuştan mı geliyor yoksa sonradan edinilen (süper) bir yetenek mi?

Sonradan edinildiğini varsaysak, mekaniği nasıl bunun?

Çoğu insan (evet o ben oluyorum aynı zamanda) huzursuzluğun nedenini bilse de bilmese de bir çıkış yolu arıyo bundan.

Bu konuda ketum olmak ya da olmamak fazla etki sahibi değil.

Ne kadar ketum olursan ol önemli birisi doğru yerde doğru sözleri söylediğinde direk boşalıyosun. bu boşalmanın niteliği değişiyo sadece.

bazısı patlar, ağlar karşısındakine, bazısı sinirlenir, bazısı da (mesela ben) düşündüğü, çözemediği, çıldırdığı ya da anlamadığı şeyleri sorular halinde kusar, ardından da belirli olmayan cevaplar verir.

Ama bir isyan vardır onun içinde, sordukça anlamazsın, anlamadıkça da gittikçe umutsuzluğa kapılırsın.

Sanki bir proje gibi. Sunum.

Can sıkıntını sunarsın,

Seni anlasın istersin.

Ama o soruları aslında karşındakine sormuyorsun, di mi?

Yani o aslında kendi kendine hep yaptığın şeyi bu kez de yüksek sesle söylemek.

Karşındaki bilsin istiyorsun. Dediğim gibi;

Anlasın seni..

Çok ama çok önem verdiğini ne kadar saklasan da (ego?) bu senin için önemli.

"Pozitif ego" gibi saçma, gri bir kavram ortaya çıkar gibi oluyor. (ve evet, o bile bakınca kaçıyor)

Önemli o an karşındaki (yanındaki?) insanın yaklaşımı, niteliği.

Senin huzursuzluğunu basmakalıp laflara, klişelere boğabilir (ki öyle insanı alev makinasıyla yakmak lazımdır)

Dürüst olup sana yardımcı olamayacağını söyler (ki bu insan candır [o kadar can değildir ama, biraz candır, çünkü tekrar başa dönmeni sağlar, waste of fucking time])

Ya da egosunu uzak tutarak gülümser sana, emir kiplerine dokunmadan yanında olur, söylediğin konusunda fikir vermek değil de, iyi olmanı istemektir yaptığı. sana gerçekten yardımcı olan da bu insandır.

Ve bu insanın en önemli özelliği senin ne istediğini senden daha iyi bilmesidir.

Sen bilmediğinde bile.

Bugün Gönen'le konuşurken farkettim bunu.

"Ben gidiyorum" dediğimde "peki" de diyebilirdi, vedayı ilk ben ettim, gayet normal di mi?

Yalnız kalmak istediğimi düşünüyordum o anda, belki kusucaktım, aptal gibi ağlayabilirdim bile.

Gitmem gerektiğini düşünüyordum gerçekten de o an.

Peki o ne yaptı?

"Gitme" dedi.

2-3 saat daha tuttu beni.

Ve ne oldu biliyo musunuz?

Ben sabaha karşı giderken hiç beklemediğim bir şekilde kendimi daha iyi hissediyordum.

"oha?" dedim içimden.

Benim neye ihtiyacım olduğunu benden daha iyi bilmesini acaip özgürleştirici buldum.

Çünkü yapılabilecek en doğru şeyi yaptı, huzursuzluk üzerine konuşmayı kısa kesti,

ve sonrasında huzur verdi.

Kimse yokken "orda" oldu.

Akıllı insan işidir bu,

tüm minnet duygularını bir kenara bırakınca bile saygıyı hakkeder.

Ben en güncel huzursuzluğumu bu şekilde yaşadım işte. Hala orda, ama en azından bu göt dondurucu sabahta kaldırabileceğim bir seviyede, müteşekkirim ben buna.

Huzursuzluğu gidermekle (şu an) ilgilenmiyorum da,

Sen nasıl yaşıyorsun onu?

Bunu düşünür müsün?

-pause-

28 Aralık 2008 Pazar

Ayrıntı?

Aslında bu bölüm tembelliğim yüzünden başladı da denilebilir, eskiden derleyip sözlüklerde filan yazmış olduğum ayrıntılarla başlayacak, pek blog'umsu olmadığının farkındayım, daha yeni olduğundan dolayı böyle ama insan ister istemez özeniyo di mi? Çok harika, resimli mesimli, uzuuuuuuuun yazılar barındıran, deli içerik kastıran blog'ları görünce etkileniyorsun hemen. 

burda da sabahın 8'i olduğu bahanesini kullanıyorum. bir seferlik "get out of jail free" kartı gibi düşünürseniz yorulmam, üzülmem. 

ama sonrasında yenilerini de eklicem, ayrıntılarla sınırlı kalmadan hem de.

Bir de ilk yazı ya madem;

Şu güne kadar blog işleriyle fazla alakası olmamış bir insandım, sonra üstün insan gönen'in blog'unu gördüm, pek süper olmuştu, böyle doğaldı, eğlenceliydi, ne biliim, okutturuyordu kendini.

Benim de öyle olsa ya?

Onu kıskandım ben galiba. (şu galiba kelimesini kullanmasam egomdan patlardım ehe)

Gerçi onunki benimkinden daha güzel ama ben ilerleyen zamanlarda benimkinin daha güzel olduğuna inandırabilirim.

Bu ihtimal hep var yani ahah.

neyse;

Sana söylüyorum monitör başındaki ulu şahıs;

bu yazı seni eğlendiricek. emin ol.

ayrıntı candır!

öhm..

*Eldeki cam şişeyi yanından geçerken açık çöp tenekesine fırlatmak, girmeyip yere düştüğünde ise onun çıkardığı sesten utanmak, hızlı hızlı yürümek.

*Telefonla konuşurken birşeyler karalamak, bilgisayar başındayken ise mouse ile masa üstünde tuşlara basılı tutarak kareler çizmek.

*Deri otobüs koltuğuna otururken çıkan gaz çıkarma sesinden utanıp, yapmadığını, koltuktan çıktığını göstermek istercesine tekrar tekrar popoyu sürterek aptal gibi o sesi çıkarmak.

*Sokakta yürürken akla gelen komik birşeye güldükten sonra, aniden ciddi surat ifadesine bürününce tutarsız ve aptal görüneceğini düşünerek yavaş yavaş ciddileşmek.

*Sokakta taşa takılıp tökezlemek, sonra karizmayı toparlamak için 5-6 adım seke seke yürümek, hafif koşarak "ben spora yatkın ve atletik bir insanım, Her durumu da böyle soğuk kanlılıkla atlatırım" mesajı vermek.

*iki kişi kahkahalarla gülerken birinin diğerine tükürmesi, kahkanın yine devam etmesi ama eski coşkusunun kalmaması, tükürülenin çaktırmadan suratını silmesi, tükürenin ise pişmanlık duyması ve "ayı gibi güldük sanırsam" diye düşünmesi.

*Yürürken ayakkabının altına sıkışan taştan inanılmaz rahatsız olmak, sokak ortasında durup onunla ilgilenmeye utanmak ve çıkarmak için zombi gibi ayakları sürüyerek yürüyüp maymuna dönmek.

*aşırı kalabalık bir otobüste ayakta dururken, önünüzde duran dişinin yanlış anlamasını önlemek için ona arkanızı dönmek, arkanızda duran başka bir insanla yüzyüze geldiğinizde ise ne yapacağınızı, nereye döneceğinizi şaşırmak.

*çöp atmak için konteynıra yaklaştığınız anda fırlayıp size kalp krizi geçirttiren kediler. ayrıca "konterynır" kelimesinin ingilizce'den dilimize geçmiş çok samimiyetsiz ancak komik bir kelime olması.  konteynır hehhe.

*Otobüste, çantada duran telefonu kapatıp kapatmadığını hatırlayamamak, kalabalık yüzünden çantayı açıp kontrol de edememek ve "ya çalarsa rezil olurum lan ben" şeklinde yolculuk boyunca diken üstünde olmak.

*Bilgisayarda bir klasörü açmak isterken yeterince hızlı çift tıklayamamak, akabinde dosyanın rename özelliğinin çalışması ve kıl olmak.

*çocukken serçeyi güvercin yavrusu sanmak.

*Karşıdan 3+ kişilik bir maganda grubu gelirken omuzları dikleştirmek, surata çatık kaşlı bir ifade takınıp direk aralarından geçmek, "ulan bakın uzun saçlı küpeli filanım ama siz kanmayın buna, olası bir kavga esnasında ağzınıza sıçacak kuvvette bir insan evladıyım, sataşmayın yolumuza gidelim" blöfü yapmak, grubu geçince tekrar normal havaya dönmek.

Eğer hatunsak hiç grupla muhattap olmadan karşı kaldırıma geçmek.


*gecenin köründe televizyon açmak, ancak televizyonun sesinin bangır bangır olarak açılması, panik içinde sesi kısmaya çalışmak, ancak baskı altında sakin kalamamak, o yüzden sesi kısmayı da becerememek, geçen her saniyenin bir yıl gibi gelmesi, en sonunda televizyonun kapatma düğmesine basıp evdekileri dinlemek, kimse uyanmadı ise sevinmek, ama büyük bir suçluluk duygusu hissetmek.

*kapıyı hızlıca kapatınca hissedilen suçluluk duygusu.

*yapılan espri ortamda tuttuğu zaman, mahçupca gülümseyip "esprim beğenilse de -üm kalkmaz, alçak gönüllülüğümü de elden bırakmam, ayrıca herkes gülerken ben de gülerim, soğuk durmam asla, zira içten bir insan evladıyım" mesajı vermek.

*minibüste sigara içmek yasak olmasına rağmen şoför ve yanında tekli koltukta oturan hıyarın sürekli tüttürmesi

*ağaç ve elektrik direklerinin üzerine, bir parça telle bağlanmış, üzerinde "x çatı aktarma-izolasyon-dere-baca" benzeri şeyler yazan, ince, metal plaka.

*tetris oynarken dörtlü çubuk için yer saklamak.

*kolayı şişeden bardağa doldururken oluşan köpüğün miktarından, asidinin kaçıp kaçmadığını anlamak.

*sigara'nın sönük külünün giysinin üzerine düşmesi, öncelikle almak için hamle yapmak, ancak sonra "ulan dokunduğum anda dağılacak bu" diye düşünmek, 2-3 saniye onu oradan almak için planlar kurmak, sonra sıkılıp üflemek.
aynı şekilde giysi üzerine düşen yağlı yemek parçasını olabilecek minimum hasarla, adeta uranyum tutar gibi almak.

*Toplu taşıma araçlarında, trafiğe sinirlenen şöförlerin normalden hızlı gitmeleri, ralliciler gibi tak tuk vites değiştirerek "amına koduğum" şeklinde söylenmeleri, "lan şimdi bana patlamasın bu herif" şeklinde düşünerek sırıtamamak, normalden daha ciddi oturmak. sonra "ne yapıyorum ben?" şeklinde gelen yabancılaşma duygusu.

*yürürken yolu sizin yolunuzla aynı olan ve önünüzden uzun süre yürüyen insanlar yüzünden rahatsız olmak. özellikle erkekseniz ve önünüzde yürüyen kişi kadınsa "ulan takip ediyor gibi olduk galiba" diye kurtlanmak, hızlı hızlı yürüyerek öne geçmek, yavaşlayarak mesafeyi arttırmak, ya da karşı kaldırıma zıplamak.

*Üst üste espriler patlayan arkadaş ortamında hiç bi espriye gülmemek, "ulan ortama uyayım, sıcak kanlı havası yaratayım, sempatik olayım" diyerek sonraki espriye "rooohahahahah" diye gülmek, ama bir bakmak ki, bu sefer de kimsenin gülmemesi ve göt olmak.

Hepsinden öte orhan'dan öyle bir yorum geldi ki, hem ayrıntının en günceliydi, hem de acaip komikti, o kadar gülmeseydim blog hevesimi alıp götürebilirdi bile.

"orhan:
zodyak yılın da öküzmüş
orhan:
nedense hiç şaşırmadım
"


tamam sustum.